İngilizce A2 Kelimeler: 1.240 Kelime (Temel)
Toplam 1.240 İngilizce A2 kelimesinin tamamı, anlamı ve örnek cümlesiyle birlikte: günlük rutinler, seyahat ve basit görüşler için kelimeler. Kalıcı olmaları için yapay zeka eğitmeninle sesli olarak çalış.
1.240 kelime
PDF indirA
- abilityyetenek
- abroadyurt dışında
- acceptkabul etmek
- acceptablekabul edilebilir
- accidentkaza
- accounthesap
- achievebaşarmak
- acrosskarşıya, öbür tarafa
- acteylem, hareket
- actuallyaslında
- additionek, ilave
- additionalek, ilave
- adjectivesıfat
- adjustayarlamak
- admirehayran olmak
- admitkabul etmek, itiraf etmek
- adultyetişkin
- advancedileri düzey
- advantageavantaj, üstünlük
- adventuremacera
- advertisementreklam
- advertisingreklamcılık
- advicetavsiye, öğüt
- advisetavsiye etmek
- affairolay, etkinlik
- against-e dayalı, -e yaslanmış
- agedyaşlı
- agencyajans, acente
- agentacente, temsilci
- aheadönde, ileride
- airhava
- aislekoridor, geçit
- alarmalarm
- alarm clockçalar saat
- alivecanlı, hayatta
- allowizin vermek
- alrightiyi, tamam
- althoughher ne kadar, rağmen
- ambitionhırs, tutku
- amongarasında
- amusedeğlenmiş, keyiflenmiş
- amusementeğlence
- ancestorata, cet
- ancientantik, eski
- angelmelek
- angrilyöfkeyle
- ankleayak bileği
- anniversaryyıl dönümü
- annoykızdırmak, rahatsız etmek
- annoyingsinir bozucu
- anxiousendişeli, kaygılı
- anymoreartık
- anywayyine de, her neyse
- anywhereherhangi bir yerde
- apartayrı, aralıklı
- apartmentdaire, apartman
- apologizeözür dilemek
- apparentlygörünüşe göre
- appeargörünmek, ortaya çıkmak
- appearancegörünüş, görünme
- applybaşvurmak
- appointmentrandevu
- appreciatetakdir etmek, minnettar olmak
- appropriateuygun
- architecturemimarlık
- areabölge, alan
- arguetartışmak
- argumenttartışma, kavga
- armchairkoltuk
- armedsilahlı
- artificialyapay
- asleepuykuda, uyumuş
- assistantyardımcı
- associationdernek, birlik
- astronautastronot
- athletesporcu, atlet
- atomatom
- attacksaldırı
- attemptgirişim, deneme
- attentiondikkat
- attitudetutum, tavır
- attractiveçekici
- audienceseyirci, izleyici kitlesi
- audiosesli, işitsel
- authoryazar
- automaticotomatik
- automaticallyotomatik olarak
- averageortalama
- avoidkaçınmak
- awardödül
- awfulberbat, korkunç
B
- backgroundarka plan
- badlykötü bir şekilde
- badmintonbadminton
- bakefırınlamak, pişirmek
- balconybalkon
- balloonbalon
- bankingbankacılık
- barbecuebarbekü, mangal
- barberberber
- bargainkelepir
- basetaban, temel
- basictemel, basit
- basicallytemelde, aslında
- basketsepet
- batchparti, grup
- batterypil, batarya
- baykörfez, koy
- beautygüzellik
- beenolmuş (be fiilinin ekli hali)
- beerbira
- begyalvarmak, dilenmek
- beginneryeni başlayan
- beginningbaşlangıç
- behaviordavranış
- beingvarlık, canlı
- bellykarın
- belongait olmak
- beltkemer
- benchbank
- bendeğmek, bükmek
- besidesayrıca, üstelik
- beyondötesinde
- billfatura, hesap
- bitbiraz, parça
- biteısırık, lokma
- blackboardkara tahta
- blamesuçlamak
- blanketbattaniye
- blondesarışın
- bloodkan
- bloomçiçek açma
- board gamekutu oyunu
- boilkaynatmak
- boiledhaşlanmış
- bonusikramiye, prim
- bookcasekitaplık
- bookshelfkitap rafı
- bookshopkitapçı
- boredsıkılmış
- bosspatron
- botherrahatsız etmek
- brasütyen
- brainstormbeyin fırtınası
- brakefren
- branchdal
- brandmarka
- bravecesur
- breezeesinti, meltem
- bridegelin
- brilliantharika, parlak
- budgetbütçe
- bugböcek
- bulbampul
- burnyanık
- burygömmek
- bus stationotobüs terminali
- bus stopotobüs durağı
- bushçalı
- businessmaniş adamı
- businesswomaniş kadını
C
- cabtaksi
- cafeteriakafeterya, yemekhane
- calendartakvim
- campingkamp yapma
- campuskampüs
- capitalbaşkent
- capital letterbüyük harf
- captainkaptan
- car parkotopark
- carrothavuç
- cashnakit
- cassettekaset
- castlekale, şato
- causesebep olmak
- centsent
- centermerkez
- centimetersantimetre
- centuryyüzyıl
- cerealtahıl gevreği
- certainemin, kesin
- certainlykesinlikle
- chainzincir
- chairmanbaşkan
- challengemeydan okuma, zorluk
- champagneşampanya
- championshipşampiyona
- chancefırsat, şans
- chapterbölüm
- chartgrafik, çizelge
- chatsohbet etmek
- cheapucuz
- cheekyanak
- cheertezahürat yapmak
- chefşef, aşçıbaşı
- chemicalkimyasal
- chequeçek
- chesssatranç
- chestgöğüs
- childhoodçocukluk
- chiliacı biber
- chimpanzeeşempanze
- chinçene
- chirpcıvıltı
- choiceseçim
- cigarettesigara
- citizenvatandaş
- claimiddia etmek, talep etmek
- classicklasik
- classical musicklasik müzik
- cleanertemizlikçi
- clearaçık, net
- clearlyaçıkça
- clerkmemur, tezgahtar
- clicktıklamak
- climbingtırmanış
- cloneklonlamak
- clownpalyaço
- clueipucu
- coastsahil, kıyı
- coinmadeni para
- colakola
- colorfulrenkli
- columnsütun
- combtarak
- comfortablerahat
- comickomik
- commitmentbağlılık, taahhüt
- committeekomite, kurul
- commonyaygın, ortak
- communicateiletişim kurmak
- communicationiletişim
- companyşirket
- comparativekarşılaştırma sıfatı
- comparekarşılaştırmak
- competitionyarışma, rekabet
- complainşikayet etmek
- complaintşikayet
- completetam, eksiksiz
- composerbesteci
- concentratekonsantre olmak
- concernendişe, kaygı
- conditiondurum, koşul
- confidentkendinden emin
- confusekafasını karıştırmak
- confusedkafası karışmış
- consequencesonuç
- considerdüşünmek, göz önünde bulundurmak
- consistoluşmak, ibaret olmak
- contactiletişim, temas
- containerkap, kutu
- contextbağlam
- continentkıta
- continuedevam etmek
- contrastzıtlık, kontrast
- controlkontrol, denetim
- conveniencekolaylık
- convenientuygun, elverişli
- cookerocak, fırın
- cookingyemek pişirme
- coolersoğutucu kutu
- correctlydoğru bir şekilde
- costmaliyet, ücret
- countsaymak
- countryülke
- countrysidekırsal bölge, taşra
- coupleçift
- courtmahkeme
- crazyçılgın, deli
- createyaratmak, oluşturmak
- creativeyaratıcı
- creativityyaratıcılık
- creatureyaratık, canlı
- creditkredi, veresiye
- cricketkriket
- crimesuç
- crispcips
- criticizeeleştirmek
- crosshaç
- crowdkalabalık
- crowdedkalabalık
- crowntaç
- cruisegemi turu, kruvaziyer
- cupboarddolap
- curryköri
- curselanet, beddua
- customgelenek, âdet
- customermüşteri
- cyclingbisiklete binme
D
- dailygünlük
- dambaraj
- dancerdansçı
- dangertehlike
- dangeroustehlikeli
- daylightgün ışığı
- deadölü
- dealanlaşma, pazarlık
- deathölüm
- debatetartışma, münazara
- decidekarar vermek
- deepderine, derinlemesine
- deeplyderinden, yoğun bir şekilde
- degreederece
- delaygecikme
- dentistdiş hekimi
- department storemağaza, alışveriş merkezi
- dependbağlı olmak, güvenmek
- descriptiontanım, betimleme
- desertçöl
- desserttatlı
- destroyyok etmek, tahrip etmek
- detailayrıntı, detay
- developgeliştirmek
- developedgelişmiş
- diamondelmas
- diarygünlük
- dieölmek
- dietdiyet, beslenme
- differentlyfarklı bir şekilde
- difficultyzorluk, güçlük
- digital cameradijital fotoğraf makinesi
- dinosaurdinozor
- directdoğrudan, direkt
- directionyön
- directoryönetmen, müdür
- disadvantagedezavantaj
- disagreeaynı fikirde olmamak
- disappearkaybolmak, gözden kaybolmak
- disappointedhayal kırıklığına uğramış
- disappointinghayal kırıklığı yaratan
- discodisko
- discoverkeşfetmek
- discussiontartışma, görüşme
- dishonestsahtekar, dürüst olmayan
- dislikehoşlanmama, nefret
- displaysergi, vitrin
- disturbrahatsız etmek
- dividebölmek, ayırmak
- dizzybaş dönmesi olan
- donebitmiş, tamamlanmış
- doubleçift, iki katı
- doubtşüphe, kuşku
- downloadindirmek
- downstairsaşağı kata, alt katta
- downtownşehir merkezine
- drawerçekmece
- drawingçizim, resim
- dressedgiyinmiş
- drillmatkap
- driver's licenseehliyet
- drugilaç
- drugstoreeczane
- duckördek
- duringsırasında, esnasında
- dusttoz
E
- earnkazanmak
- earringküpe
- earthDünya
- earthquakedeprem
- easilykolayca
- eastdoğu, doğuya ait
- editoreditör
- educationeğitim
- educationaleğitici, eğitimsel
- effectetki, sonuç
- effortçaba, gayret
- elderlyyaşlı
- electricelektrikli
- elephantfil
- elevatorasansör
- elsewherebaşka bir yerde
- embarrassingutandırıcı
- emergencyacil durum
- emptyboş
- encouragecesaretlendirmek, teşvik etmek
- endangerednesli tükenmekte olan
- endingson, bitiş
- energeticenerjik
- enormousdevasa, muazzam
- enoughyeterince
- entergirmek
- entertainmenteğlence
- entrancegiriş
- envelopezarf
- envykıskançlık, imrenme
- episodebölüm
- errorhata
- escalatoryürüyen merdiven
- escapekaçış
- especiallyözellikle
- essaydeneme, kompozisyon
- establishkurmak
- euroavro
- evenhatta, bile
- everhiç, şimdiye kadar
- evidencekanıt, delil
- exactlytam olarak, kesinlikle
- examsınav
- excepthariç, dışında
- exchangedeğişim, takas
- exhibitionsergi
- existvar olmak
- expectbeklemek, ummak
- experiencedeneyim
- expertuzman
- explainaçıklamak
- explanationaçıklama
- explorekeşfetmek
- expressekspres tren
- expressionifade
- extraekstra, fazladan
- extremelyson derece, aşırı
F
- factgerçek, olgu
- failbaşarısız olmak
- fairlyoldukça
- falldüşmek
- familiartanıdık, aşina
- fancygösterişli, şık
- fantasticharika
- faruzak, uzakta
- farebilet ücreti
- fascinatingbüyüleyici
- fashionmoda
- fast foodfast food, hazır yemek
- faultsuç, kabahat
- favoriyilik
- fearkorku
- feathertüy
- featureözellik
- feeücret
- femaledişi, kadın
- fenceçit
- fewbirkaç, az sayıda
- fictionkurgu, roman
- fightersavaşçı, dövüşçü
- figurerakam, sayı
- filmfilm
- finalson, nihai
- finallysonunda
- first namead, isim
- fishermanbalıkçı
- fitformda, uygun
- fixçözüm, tamir
- fleapire
- flightuçuş
- floatşamandıra, deniz yatağı
- floodsel
- flourun
- fogsis
- folderklasör, dosya
- followtakip etmek
- foolaptal, ahmak
- footballerfutbolcu
- forbidyasaklamak
- forcegüç, kuvvet
- forestorman
- foreversonsuza dek
- forkçatal
- fortunatelyneyse ki, şans eseri
- fortuneservet
- forwardileriye
- frameçerçeve
- franksamimi, açıksözlü
- freedomözgürlük
- freezedonmak
- freshtaze
- fridgebuzdolabı
- friedkızarmış
- friendshiparkadaşlık, dostluk
- frightenkorkutmak
- frightenedkorkmuş
- frighteningkorkutucu
- fryyavru balık
- fullytamamen
- functionişlev görmek, çalışmak
- furnituremobilya
- furtherdaha fazla, ek
G
- gallerygaleri
- garagegaraj
- garlicsarımsak
- gasbenzin
- gatekapı, geçit
- gathertoplanmak, toplamak
- gendercinsiyet
- generationnesil, kuşak
- gentlenazik, yumuşak
- givenbelirli, verilen
- globeküre, yerküre maketi
- gloveeldiven
- goldenaltın rengi, altından
- golfgolf
- good-lookingyakışıklı, güzel
- governmenthükümet
- gracezarafet, incelik
- graduallyyavaş yavaş, kademeli olarak
- graduatemezun olmak
- gramgram
- grandchildtorun
- granddaddede
- granddaughterkız torun
- grandsontorun (erkek)
- grannynine, büyükanne
- gratefulminnettar
- greatlybüyük ölçüde, çok
- greedyaçgözlü
- grilledızgara
- grocery storebakkal, market
- guardbekçi, muhafız
- guidebookrehber kitap
- gunsilah, tabanca
H
- half-priceyarı fiyatına
- hamjambon
- handbagel çantası
- handicappedengelli
- handlekulp, tutamak
- happilymutlu bir şekilde
- happinessmutluluk
- hardlyneredeyse hiç, zar zor
- harmzarar vermek
- harmfulzararlı
- harmonyuyum, ahenk
- harvesthasat
- hatenefret etmek
- headphonekulaklık
- headteacherokul müdürü
- heatsıcaklık, ısı
- heatingısıtma
- heavilyağır bir şekilde, şiddetle
- helpfulyardımsever, yararlı
- herokahraman
- herselfkendisi (dişil)
- heyhey, merhaba
- high schoollise
- highwayotoyol, anayol
- hikeyürüyüş, doğa yürüyüşü
- hikingdoğa yürüyüşü yapma
- himselfkendisi (eril)
- hip hophip hop müziği
- hitvurmak, çarpmak
- hockeyhokey
- honeybal
- honoronur, şeref
- horrorkorku, dehşet
- hostev sahibi, sunucu
- howeverancak, fakat
- hugsarılmak
- humaninsani, insan
- hundredyüz (100)
- hunteravcı
I
- IDkimlik
- ID cardkimlik kartı
- illhasta
- illegalyasa dışı
- imagegörüntü, resim
- imaginationhayal gücü
- impactetki
- impatientsabırsız
- importanceönem
- importantlydaha da önemlisi
- impossibleimkansız
- impressetkilemek
- improvegeliştirmek, iyileştirmek
- inchinç
- includeiçermek, dahil etmek
- increaseartırmak, artmak
- indeedgerçekten, hakikaten
- independencebağımsızlık
- indicatebelirtmek, göstermek
- indoorkapalı (mekan)
- inexpensiveucuz
- influenceetki, nüfuz
- injureyaralamak
- inneriç, dahili
- insectböcek
- inspirationilham
- instanthazır
- insteadonun yerine
- instrumentaraç, çalgı
- intelligencezeka
- intelligentzeki, akıllı
- interestilgi
- internationaluluslararası
- invadeistila etmek
- inventicat etmek
- inventionicat, buluş
- invitedavet etmek
- issuesorun, mesele
- itselfkendisi (cansız)
J
K
L
- laboremek, işçilik
- lackeksiklik, yokluk
- lakegöl
- lamplamba
- landinmek (uçak vb.)
- landscapemanzara, peyzaj
- laneşerit, dar yol
- lastson
- latesten son, en yeni
- latterikincisi, sonraki
- lawkanun, hukuk
- lawyeravukat
- lazinesstembellik
- leadönderlik, liderlik
- learneröğrenci, öğrenen kişi
- leasten az
- leatherderi
- left-handsol taraftaki
- leisureboş zaman, eğlence
- lemonlimon
- lemonadelimonata
- lendödünç vermek
- lessdaha az
- levelseviye, düzey
- libertyözgürlük
- licenselisans vermek, izin vermek
- lieyalan söylemek
- lifestyleyaşam tarzı
- likelymuhtemel
- lipdudak
- literlitre
- livelycanlı, hareketli
- loadyük
- localyerel
- lockkilit
- logicalmantıklı
- loosegevşek, bol
- losekaybetmek
- lostkayıp, kaybolmuş
- loudlyyüksek sesle
- loversevgili, aşık
- lowdüşük, alçak
- luckilyneyse ki, şans eseri
- lunchtimeöğle yemeği vakti
- lyriclirik, duygusal (şiir)
M
- madkızgın, sinirli
- magicsihirli, büyülü
- main courseana yemek
- mainlyesas olarak, çoğunlukla
- majorbüyük, önemli
- make-upmakyaj
- makerüretici, yapımcı
- maleerkek (cinsiyet)
- mallalışveriş merkezi
- manageyönetmek, başarmak
- manageryönetici, müdür
- mannertarz, tavır
- marknot
- marketpazar, market
- marriedevli
- marryevlenmek
- marvelousharika, muhteşem
- materialmalzeme, materyal
- maxmaksimum, azami
- meaninganlam
- medalmadalya
- medicaltıbbi
- melonkavun
- memberüye
- mentionsöz etme, bahsetme
- menumenü
- metalmetal
- metermetre
- methodyöntem
- middayöğle vakti
- midnightgece yarısı
- might-ebilir (olasılık)
- militaryaskeri
- millionmilyon
- mineral watermaden suyu
- mirrorayna
- missingkayıp, eksik
- mistakehata
- mixkarıştırmak
- modelmodel
- modernmodern, çağdaş
- moodruh hali, mod
- mosquecami
- mostlyçoğunlukla
- motorwayotoyol
- Ms.Bayan (unvan)
- mugkupa (bardak)
- murdercinayet
- museummüze
- mushroommantar
- musicalmüzikal
- myselfkendim
- mysteriousgizemli
- mysterygizem
N
- napkinpeçete
- nationmillet, ulus
- nationalulusal, milli
- nativeyerli, ana (dil)
- naturaldoğal
- naturedoğa
- nearlyneredeyse
- necessarygerekli
- negativeolumsuz, negatif
- nervousgergin, endişeli
- netnet (kesintisiz)
- nextsonra, bir sonraki
- next toyanında
- no onehiç kimse
- nobodyhiç kimse
- noisygürültülü
- noonöğle vakti (saat 12)
- normalnormal
- northkuzey (yönünde)
- noticeduyuru, ihbar
- nounisim (dil bilgisi)
- novelroman
- nowadaysgünümüzde
O
- oakmeşe
- occupationmeslek
- offerteklif
- officialresmi
- oilyağ
- olive oilzeytinyağı
- Olympicolimpik
- omeletomlet
- onionsoğan
- onlineçevrimiçi
- operateçalıştırmak, işletmek
- opiniongörüş, fikir
- opportunityfırsat
- opposekarşı çıkmak
- oppositekarşı, zıt
- organizeorganize etmek, düzenlemek
- organizeddüzenli, organize
- originalorijinal, özgün
- orphanyetim, öksüz
- ourselveskendimiz
- out of-i bitmiş, kalmamış
- ovenfırın
- overseasdenizaşırı, yurt dışına
- overweightaşırı kilolu
P
- pacificbarışçıl, sakin
- packpaket, sürü
- painterressam, boyacı
- palarkadaş, dost
- pantava
- panicpanik
- partparça, bölüm
- partlykısmen
- passgiriş kartı, geçiş kartı
- passagegeçit, koridor
- passengeryolcu
- pastamakarna
- pathpatika, yol
- patienthasta
- PCbilgisayar
- peabezelye
- peacefulhuzurlu, barışçıl
- peararmut
- pencepeni (İngiliz para birimi)
- penfriendmektup arkadaşı
- pepperbiber
- perfectmükemmel
- perfectlymükemmel şekilde, tamamen
- performsahne almak, gösteri yapmak
- performancegösteri
- perfumeparfüm
- perhapsbelki
- permissionizin
- personalitykişilik
- petrolbenzin
- petrol stationbenzin istasyonu
- photographfotoğraf
- photographerfotoğrafçı
- photographyfotoğrafçılık
- physicalfiziksel, bedensel
- physicallyfiziksel olarak
- pileyığın
- pilgrimhacı, hac yolcusu
- pillhap
- pilotpilot
- pityyazık, üzücü durum
- planetgezegen
- plantbitki
- plasticplastik
- platetabak
- playfuloyuncu, şakacı
- playgroundoyun alanı, oyun parkı
- pleasanthoş, keyifli
- pleasedmemnun
- pleasinghoş, memnun edici
- plentybolluk, bol miktar
- pluralçoğul
- plusartı, ile birlikte
- policepolis
- police officerpolis memuru
- police stationpolis karakolu
- policemanerkek polis
- policewomankadın polis
- politekibar, nazik
- politicalsiyasi, politik
- pollutekirletmek
- popularpopüler, sevilen
- populationnüfus
- portraitportre
- positionkonum, pozisyon
- possiblemümkün
- possiblybelki, muhtemelen
- post officepostane
- pourdökmek
- powergüç, iktidar
- powerfulgüçlü
- precisekesin, tam
- predicttahmin etmek
- predictiontahmin
- prefertercih etmek
- preparehazırlamak
- pressurebaskı, stres
- pretendnumara yapmak, gibi davranmak
- preventönlemek
- pridegurur
- principalasıl, başlıca
- printyazdırmak, basmak
- printeryazıcı
- privateözel
- proprofesyonel
- probablymuhtemelen
- produceüretmek
- productürün
- productionüretim
- professionalprofesyonel
- progressiveilerici, yenilikçi
- promisesöz, vaat
- pronouncetelaffuz etmek
- pronunciationtelaffuz
- properuygun, doğru
- providesağlamak
- psychologistpsikolog
- publichalk
- publishyayımlamak
- pullçekmek
- punctuationnoktalama
- purposeamaç
- pursuepeşinden gitmek, sürdürmek
Q
R
- racketraket
- raincoatyağmurluk
- raisekaldırmak
- rangeçeşit, yelpaze
- raprap müziği
- rateoran
- ratheroldukça, epey
- ratingpuan, derecelendirme
- rawçiğ
- rayışın
- reachulaşmak, varmak
- realizefark etmek, anlamak
- receiptfiş, makbuz
- receivealmak
- recentson, yakın zamanlı
- recentlyson zamanlarda
- receptionistresepsiyonist
- recordkaydetmek
- recyclegeri dönüştürmek
- referatıfta bulunmak, yönlendirmek
- reflectyansıtmak
- refrigeratorbuzdolabı
- regretpişman olmak
- regulardüzenli
- regularlydüzenli olarak
- relaxrahatlamak, dinlenmek
- relaxedrahat, sakin
- releaseyayın, serbest bırakma
- remainkalmak
- remindhatırlatmak
- remoteuzak
- rentkira
- repaironarım, tamir
- replacedeğiştirmek, yerine koymak
- replyyanıt, cevap
- reportrapor
- representtemsil etmek
- requestistek, rica
- researcharaştırma
- responsetepki, yanıt
- retireemekli olmak
- retiredemekli
- returndönüş
- reunionbuluşma, yeniden bir araya gelme
- revealortaya çıkarmak, açıklamak
- rhythmritim
- right-handsağ taraftaki
- roadyol
- roastkızartmak, fırınlamak
- robsoymak, çalmak
- robberysoygun
- robinkızılgerdan
- rockkaya, taş
- rollküçük ekmek, sandviç ekmeği
- romanceaşk, aşk ilişkisi
- romanticromantik
- roofçatı
- rootkök
- ropeip, halat
- roughlyyaklaşık, aşağı yukarı
- roundarkaya, geriye (dönmek)
- roundaboutkavşak, döner kavşak
- royalkraliyete ait
- rugbyragbi
- ruinmahvetmek, bozmak
- rumorsöylenti, dedikodu
- runnerkoşucu
- runningkoşu
- rushakın, yığılma
S
- sadlyüzücü bir şekilde, maalesef
- safegüvenli
- sailingyelken sporu
- sakeuğruna, hatırına
- salttuz
- sampleörnek, numune
- sandykumlu
- satisfytatmin etmek, memnun etmek
- saucesos
- sausagesosis
- scaleterazi, tartı
- scarfatkı, eşarp
- scenesahne
- scenerymanzara, doğal güzellik
- scheduleprogram, takvim
- schoolchildokul çocuğu, öğrenci
- schoolworkokul ödevi, ders çalışması
- scientificbilimsel
- scissorsmakas
- screamçığlık
- screenekran
- screwvida
- scriptsenaryo, metin
- seafooddeniz ürünleri
- searcharama
- seasidesahil, deniz kenarı
- secretsır
- secretarysekreter
- seedtohum
- seekaramak, peşinde olmak
- seemgibi görünmek
- semesterdönem, sömestr
- sendgöndermek
- seniorkıdemli, üst düzey
- senseduyu
- separateayrı
- seriouslyciddi bir şekilde, ciddiyetle
- servehizmet etmek, servis yapmak
- severalbirkaç
- sewdikiş dikmek
- shadegölge
- shadowgölge (siluet)
- shallgelecek zaman veya öneri belirten yardımcı fiil
- shampooşampuan
- shapeşekil
- shellkabuk
- shineparlamak
- shockşok
- shootateş etmek
- shop assistantsatış elemanı, tezgahtar
- shoresahil, kıyı
- shotfotoğraf, kare
- shoutbağırış, haykırış
- shutkapatmak
- sightseeinggezip görme, turistik gezi
- significantönemli, belirgin
- silencesessizlik
- silentlysessizce
- sillyaptalca, saçma
- silvergümüş renkli
- similarbenzer
- simplebasit
- simplysadece, düpedüz
- since-den beri
- singingşarkı söyleme
- singlebekâr
- singulartekil
- sinklavabo
- sitting roomoturma odası
- situationdurum
- skatepaten
- skateboardingkaykay yapma, kaykay sporu
- skatingpaten yapma
- skikayak (kayma aracı)
- skiingkayak yapma, kayak sporu
- slaveköle
- sleeplessuykusuz
- sleepyuykulu
- slicedilim
- slidekaydırak
- slimince, zayıf
- slowlyyavaşça
- smoothpürüzsüz, düz
- smoothlysorunsuzca, düzgünce
- snackatıştırmalık
- snowboardingsnowboard yapma
- soapsabun
- societytoplum
- sockçorap
- sodagazoz, soda
- softyumuşak
- soft drinkalkolsüz gazlı içecek
- softlyyumuşakça, yavaşça
- softwareyazılım
- soldierasker
- solutionçözüm
- somebodybiri, birisi
- somedaybir gün, ileride
- somewherebir yerde, bir yere
- soundses
- sourcekaynak
- southgüney (yönle ilgili)
- spaceyer, alan
- spaceshipuzay gemisi
- spaghettispagetti
- speakerhoparlör
- specificbelirli, özel
- speedhız
- spilldökmek, saçmak
- splashsıçratmak, su sıçratmak
- splitbölünmüş, ayrılmış
- spoonkaşık
- sports centerspor merkezi
- spreadsürülen gıda, ezme
- squarekare şeklinde
- stadiumstadyum
- staffpersonel, çalışanlar
- stairmerdiven basamağı
- stamppul
- stateeyalet
- statementifade, açıklama
- statueheykel
- steakbiftek
- stealçalmak
- stomachmide
- stomachachemide ağrısı
- stormfırtına
- stoveocak (mutfak)
- strangeryabancı
- strategystrateji
- strengthgüç, kuvvet
- strikegrev
- stringip, sicim
- stronglygüçlü bir şekilde, kesinlikle
- structureyapı
- stuffeşya, şeyler
- styletarz, stil
- succeedbaşarmak
- successbaşarı
- successfullybaşarıyla
- suchböyle, öyle
- suddenani
- suggestönermek
- suittakım elbise
- suitableuygun
- suitcasebavul
- summaryözet
- sunflowerayçiçeği
- sunglassesgüneş gözlüğü
- sunlightgüneş ışığı
- superlativeüstünlük derecesi (dilbilgisi)
- superstarsüperstar
- supperakşam yemeği
- supportdestek
- surfingsörf yapma
- surnamesoyadı
- surprisedşaşırmış
- surprisingşaşırtıcı
- survivehayatta kalmak
- swallowyutmak
- sweatterlemek
- sweaterkazak
- sweetheartsevgili, canım
- swimming costumemayo
- swimsuitmayo
- symbolsembol, simge
- symphonysenfoni
- systemsistem
T
- table tennismasa tenisi
- tablespoonyemek kaşığı
- talentyetenek
- tapmusluk
- tapebant
- targethedef
- taskgörev
- teargözyaşı
- teenagegenç, ergen (13-19 yaş)
- teenagergenç, ergen
- temperaturesıcaklık
- terrifydehşete düşürmek, çok korkutmak
- terroristterörist
- textmesaj, kısa mesaj
- text messagekısa mesaj
- textbookders kitabı
- theirsonlarınki
- themselveskendileri
- thereforebu nedenle, dolayısıyla
- thiefhırsız
- thirdüçüncü
- thirstysusamış
- thoughher ne kadar, -e rağmen
- thoughtdüşünce
- thousandbin
- thunderstormgök gürültülü fırtına
- tidydüzenli, derli toplu
- tiekravat
- tightskülotlu çorap
- till-e kadar
- timetablezaman çizelgesi, ders programı
- tipbahşiş
- titlebaşlık, unvan
- toastkızarmış ekmek
- toeayak parmağı
- toneton, ses tonu
- toothachediş ağrısı
- toothbrushdiş fırçası
- tourtur, gezi
- tour guidetur rehberi
- touristturist
- toward-e doğru
- trackpist, iz
- tradeticaret
- traditiongelenek
- traditionalgeleneksel
- traffictrafik
- traffic lighttrafik ışığı
- trainingeğitim, antrenman
- tramtramvay
- traptuzak
- traveleryolcu, gezgin
- treasurehazine
- trickhile, numara
- troublesorun, dert
- trulygerçekten, samimi olarak
- trustgüvenmek
- truthgerçek, doğru
- tunemelodi, ezgi
- twiceiki kez, iki kere
U
- uncertainemin olmayan, belirsiz
- uncomfortablerahatsız
- understandanlamak
- underwatersu altı
- uneasyhuzursuz, tedirgin
- unfairhaksız, adaletsiz
- unforgettableunutulmaz
- unfortunatelyne yazık ki
- unhappymutsuz
- unhealthysağlıksız
- uniformtekdüze, aynı
- unimportantönemsiz
- unitbirim, ünite
- universityüniversite
- unknownbilinmeyen
- unlikefarklı olarak, -in aksine
- unnecessarygereksiz
- unpleasanthoş olmayan
- unusualalışılmadık, olağandışı
- uponüzerinde, üstüne
- upsetüzgün
- upstairsüst katta, üst kata
- usedkullanılmış
- usefulyararlı, faydalı
- usualher zamanki, olağan
V
W
- walkingyürüyüş
- walletcüzdan
- wanderdolaşmak, gezinmek
- washing machineçamaşır makinesi
- washing-upbulaşık yıkama
- wavedalga
- weakzayıf
- wealthzenginlik, servet
- webinternet, web
- web pageweb sayfası
- websiteweb sitesi
- weddingdüğün
- weekdayhafta içi günü
- weeklyhaftalık
- weepağlama (isim)
- weightartmak
- weightağırlık
- well-knowniyi bilinen, tanınmış
- westbatı (yönle ilgili)
- wetıslak
- whateverher ne, herhangi bir
- wheelchairtekerlekli sandalye
- while-iken, esnasında
- wholetüm, bütün
- whomkime, kimi
- widegeniş
- widelyyaygın olarak
- wildvahşi, yabani
- windyrüzgârlı
- wineşarap
- winnerkazanan
- wisdombilgelik
- wisebilge, akıllı
- withiniçinde, -in içerisinde
- without-siz, olmadan
- wondermerak etmek
- woodtahta, odun
- woodentahta, ahşap
- woolyün
- worldwidedünya çapında
- worriedendişeli
- worsedaha kötü
- worsten kötü
- writingyazma, yazı
Y
Z
- zonebölge
Sınav karşılığı: A2, kabaca Cambridge A2 Key (KET) veya TOEIC 225-545 aralığına denk gelir. Değerler yaklaşıktır, sınav dönemine göre değişir.
Seviyelerin kaynağı: Yukio Tono, Tokyo University of Foreign Studies tarafından hazırlanan CEFR-J Vocabulary Profile v1.5 ve Octanove Labs tarafından hazırlanan Octanove Vocabulary Profile C1/C2, CC BY-SA 4.0. Anlamlar ve örnek cümleler VocaFlare tarafından yazılmıştır.
Vocaflare'deki kelime videoları Vocaflare Clips API ile geliyor. Dil uygulaması geliştiriyorsanız aynı indeksi siz de kullanabilirsiniz.
Listeyi okumak ilk adım. Hedef konuşmak.
VocaFlare'ı indirin ve bu kelimeleri yapay zeka ile İngilizce sohbetin içinde kullanın; sesli kullandığınız kelime kalıcı olur.
Seviye seviye İngilizce kelimeler hakkında sık sorulanlar
CEFR seviyeli kelime listeleri hakkında merak edilenler.